24 Temmuz 2016 Pazar

KARATAŞ'TAKİ HARABE ŞEHİR İÇİN "MAGARSUS" İSİM UYDURMASI NASIL YAPILDI?


               PYRAMİ (Ceyhan) nehri kıyısındaki MALLOS şehrinde bulunan ATHENA MAGARSİYA tanrıçasını gösteren para. 

    19. yüzyıl sonlarında ve 1900'lü yılların başlarında Karataş'ın batısındaki fener yakınlarında bulunan harabe şehrin "MAGARSUS" olduğu görüşleri gündeme geldi. Fransız işgali ve sonrasında geçen yaklaşık bir yüzyıl sonrasında MAGARSUS olarak isimlendirilen antik kent harabelerinde bulunan tiyatro binasının arkeolojik kazısı önemli ölçüde sonuçlanmış durumdadır.  Tiiyatro binasının oturum alanı ve çevresindeki harabelerde kilise, hamam; tapınak, kale, stadyum kalıntılarının da bulunması bu önemli antik kentin kurulduğu yıllardan sonra hızla geliştiği ve Romalılar zamanında parlak bir kente dönüştüğü gerçeği gözler önünde canlanıyor. 

    Ancak adı geçen kentin isminin MAGARSUS olduğu hakkındaki isim tanımlamasına esas olacak bir yazılı belge henüz bulunmuş değil. 
    Ancak M.Ö. 150-120 yılları arasında basılan antik Kilikya Mallos kenti paraları üzerinde "Athena MAGARSİYA" isimli bir tanrıçanın görüntüsüne yer veriliyor. Ayakta durur bir halde elindeki buğday başakları ile bolluk bereketi simgeleyen Athena Magarsiya'nın Mallos şehrinde ve PYRAMİ ırmağı kıyısında bulunduğu da ileri sürülebiliyor. Pyrami'nin, Romalılar zamanında sıkça rastlanan Ceyhan nehrinin ismi olan PYRAMUS ile aynı olduğu da ileri sürülebilir. 
Büyük İskender sonrası kurulan SELÖKİED Krallığına bağlı Kilikya'da Pyramus (Ceyhan) nehri kıyısında bulunan Mallos şehrinde kutsal bir tanrıça tapınağı olan Athena MAGARSİYA'nın da bulunduğunu söyleyebiliriz. 
     Ceyhan Nehri kıyısındaki Mallos'ta bulunan Athena MAGARSİYA'nın 1900'lü yılların başlarında  Karataş'ın batısındaki tarihi harabe kentin ismi olduğunu ileri sürmek, "ayakları yere basmayan" bir arkeoloji görüşüdür. 
   Oysa Osmanlı Arşivinde bulunan Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait Adana Sancak Yüreğir Nahiyesi mezra ve köy isimleri ile ilgili ayrıntııl bilgiler veren 1525,1530,1547 yıllarına ait TAPU-TAHRİR defterlerinde deniz kıyısında Vanir isminde harabe bir şehir ve mezradan bahsedilir. 1572 tarihli Adana Tapu Defterinde de deniz kıyısındaki OD KALESİ yakınında bulunan harabe şehrin isminin VANİR olduğu ile ilgili ayrıntılı bilgilere yer verilir. 
    Özetle Osmanlı dönemine ait 1500'lü yıllarda tutulan Tapu defterlerinde OD KALESİ yanındaki harabe şehir VANİR'dir. OD KALESİ ise  gemiciler için ışık saçak f1enerin bulunduğu yerdir. Ve bu fenerin lyanındaki şehrin ismi de VANİR'dir. 

ARKEOLOGLARA VE TARİHÇİLERE ÇAĞRIDIR 

     Şimdi Çukurova'da Karataş ilçesi sınırları içinde ve Fener yakınlarında kazıları süren antik tiyatronun göz kamaştırıcı güzelliği ortaya çıkarken. adı geçen antik kentinin kimliğine esas olan isminin de doğru bilinmesi gerekir. Adı geçen antik kent isminin MAGARSUS değil, VANİR olduğu bilinmelidir. 
..............................................................................................................................................................



                                Mallos'taki ATHENA MAGARSİYA tanrıçasını gösterir para.

................................................................................................................................................................


T 


                        Tarihçi Cezmi YURTSEVER, Vanir harabe şehri ile ilgili belgeyi gösteriyor. 
                                1572 Tarihli       Osmanlı Tapu Defterinde Vanir Şehri ile ilgili yazılı olanlar 

Tarihçi Yılmaz Kurt, Çukurova Tarihi ile ilgili olarak  16. yüzyıl Osmanlı dönemi Arşiv belge ve defterlerinin  çevirisi ve yayınlarını yaparak bölge tarihinin karanlıkta kalan kaynaklarının aydınlanmasına büyük katkılar sağlıyor. Adana Sancağı'nın 1525, 1547, 1572 yıllarına ait Tapu-Tahrir defterlerinin de Türk Tarih kurumu tarafından yayınlanması ve bilgilerin kamuoyu ile paylaşılması önemli bir olay. Bütün bu çalışmalarından dolayı sayın Prof.Dr.Yılmaz Kurt'a teşekkürü hak etmiştir.
    Ancak sayın Kurt, 1572 tarihli Adana Sancak Tapu Defterinin okunması esnasında o yıllarda Yüreğir'e bağlı olan mezra ve köy  isimlerinin okunmasında  "Vanir şehri" kelimesini "Vanir nehri" okumasından dolayı bilmeyerek bir yanlış okumaya imza atmış olmasına rağmen aynı belgenin dikkati okunması sonucu  bilim dünyasının MAGARSUS olarak bildiği antik şehrin isminin gerçekte VANİR olduğu gerçeğinin de ortaya çıkmasını sağlamıştır.
    Adı geçen 1572 tarihli defterde Yılmaz Kurt'un Vanir ile ilgili çevirisi:
   "Mezburlar Yüreğir Nahiyesinde Vanir nam viran nehir kurbunda Od Kalesi demekle maruf iskeleye bazı evkatte  küffar gemileri çıkub ..." (Bak. Yılmaz Kurt, 1572 Tarihli Adana Sancağı Mufassal  Defteri,Ankara-2005, s. 127)
      AYNI BELGENİN DOĞRU OKUNMASI
     Adı geçen belgenin doğru okunması sonucudur:"Mezburlar Yüreğir Nahiyesinde Vanir nam viran şehirkurbunda Od Kalesi demekle maruf iskeleye bazı evkatte  küffar gemileri çıkub ..."
    Günümüz Türkçesine çevrilmesidir. "Bahsedilenler Yüreğir Nahiyesinde Vanir ismindeki   harabe şehir  yakınında ATEŞ KALESİ (Od Kalesi) demekle bilinen iskeleye bazı zamanlarda kafir gemileri çıkıp..."
   
    Yüreğir Ovasında ve deniz kıyısında  Piri Reis'in haritalarında da bahsedilen OD KALESİ,  sahildeki tepe üzerinde ışık saçan deniz fenerinden isim almıştır. Kalenin önünde antik Kilikya'nın en işlek deniz limanı kalıntıları vardır. Od Kalesi yanındaki harabe şehrin isminin VANİR olduğu Osmanlı'nın 1572 tarihli Adana Sancak Defterine de yazılmıştır.  Osmanlı Arşivinde bulunan 1525,1530,1547 yıllarında tutular Tapu defterleri ve Vanir ile ilgili valilik yazışma belgelerinde de bilgiler vardır.
    Vaner şehri, arkeoloji ve bilim dünyasına  yanlış isim tanımlaması yapılarak MAGARSUS olarak açıklanmıştır.  Görüştüğüm arkeologlar ve yöre tarihine ilgi duyanlar da MAGARSUS ismini doğrulayan her hangi bir belgenin  bulunmadığını, konunun tartışmalı olduğu görüşlerini açıklıyorlar.
     KÜLTÜR BAKANLIĞI, ADANA VALİLİĞİ, ADANA KÜLTÜR MÜDÜRLÜĞÜ VE ARKEOLOJİ DÜNYASINA ÇAĞRIMDIR

     Batılı orientalistler ve arkeologların "tahmini" uydurma görüşlerine dayanılarak Karataş deniz sahilinde ve fener yakınında bulunan kale ve çevresindeki harabelik şehre MAGARSUS ismi verilmiş, günümüze kadar da  bu isimle tanıtımlar yapılmıştır. Son yıllarda MAGARSUS Antik KENT TİYATRO kazıları devam eder ve bu tarihi şehrin gerçekleri gün ışığına çıkarılırken kimliğine esas olan MAGARSUS isminin en kısa zamanda değiştirilmesi gerekmektedir. Bu konuda  KÜLTÜR BAKANLIĞI, ADANA VALİLİ, ARKELOJİ VE BİLİM DÜNYASININ  çalışmalar başlatarak gerçekleri bilim dünyası ile paylaşmaları gerekmektedir.   Cezmi YURTSEVER, Tarihçi ,22 Temmuz 2016,Cuma

22 Temmuz 2016 Cuma

TARİHÇİ YILMAZ KURT 'UN SEHVEN" YANLIŞ OKUMASI SONUCU "VANiR" ANTİK KENTİ KEŞFEDİLDİ


                        Tarihçi Cezmi YURTSEVER, Vanir harabe şehri ile ilgili belgeyi gösteriyor. 
                                1572 Tarihli       Osmanlı Tapu Defterinde Vanir Şehri ile ilgili yazılı olanlar 

Tarihçi Yılmaz Kurt, Çukurova Tarihi ile ilgili olarak  16. yüzyıl Osmanlı dönemi Arşiv belge ve defterlerinin  çevirisi ve yayınlarını yaparak bölge tarihinin karanlıkta kalan kaynaklarının aydınlanmasına büyük katkılar sağlıyor. Adana Sancağı'nın 1525, 1547, 1572 yıllarına ait Tapu-Tahrir defterlerinin de Türk Tarih kurumu tarafından yayınlanması ve bilgilerin kamuoyu ile paylaşılması önemli bir olay. Bütün bu çalışmalarından dolayı sayın Prof.Dr.Yılmaz Kurt'a teşekkürü hak etmiştir.
    Ancak sayın Kurt, 1572 tarihli Adana Sancak Tapu Defterinin okunması esnasında o yıllarda Yüreğir'e bağlı olan mezra ve köy  isimlerinin okunmasında  "Vanir şehri" kelimesini "Vanir nehri" okumasından dolayı bilmeyerek bir yanlış okumaya imza atmış olmasına rağmen aynı belgenin dikkati okunması sonucu  bilim dünyasının MAGARSUS olarak bildiği antik şehrin isminin gerçekte VANİR olduğu gerçeğinin de ortaya çıkmasını sağlamıştır.
    Adı geçen 1572 tarihli defterde Yılmaz Kurt'un Vanir ile ilgili çevirisi:
   "Mezburlar Yüreğir Nahiyesinde Vanir nam viran nehir kurbunda Od Kalesi demekle maruf iskeleye bazı evkatte  küffar gemileri çıkub ..." (Bak. Yılmaz Kurt, 1572 Tarihli Adana Sancağı Mufassal  Defteri,Ankara-2005, s. 127)
      AYNI BELGENİN DOĞRU OKUNMASI
     Adı geçen belgenin doğru okunması sonucudur:"Mezburlar Yüreğir Nahiyesinde Vanir nam viran şehir kurbunda Od Kalesi demekle maruf iskeleye bazı evkatte  küffar gemileri çıkub ..."
    Günümüz Türkçesine çevrilmesidir. "Bahsedilenler Yüreğir Nahiyesinde Vanir ismindeki   harabe şehir  yakınında ATEŞ KALESİ (Od Kalesi) demekle bilinen iskeleye bazı zamanlarda kafir gemileri çıkıp..."
   
    Yüreğir Ovasında ve deniz kıyısında  Piri Reis'in haritalarında da bahsedilen OD KALESİ,  sahildeki tepe üzerinde ışık saçan deniz fenerinden isim almıştır. Kalenin önünde antik Kilikya'nın en işlek deniz limanı kalıntıları vardır. Od Kalesi yanındaki harabe şehrin isminin VANİR olduğu Osmanlı'nın 1572 tarihli Adana Sancak Defterine de yazılmıştır.  Osmanlı Arşivinde bulunan 1525,1530,1547 yıllarında tutular Tapu defterleri ve Vanir ile ilgili valilik yazışma belgelerinde de bilgiler vardır.
    Vaner şehri, arkeoloji ve bilim dünyasına  yanlış isim tanımlaması yapılarak MAGARSUS olarak açıklanmıştır.  Görüştüğüm arkeologlar ve yöre tarihine ilgi duyanlar da MAGARSUS ismini doğrulayan her hangi bir belgenin  bulunmadığını, konunun tartışmalı olduğu görüşlerini açıklıyorlar.
     KÜLTÜR BAKANLIĞI, ADANA VALİLİĞİ, ADANA KÜLTÜR MÜDÜRLÜĞÜ VE ARKEOLOJİ DÜNYASINA ÇAĞRIMDIR

     Batılı orientalistler ve arkeologların "tahmini" uydurma görüşlerine dayanılarak Karataş deniz sahilinde ve fener yakınında bulunan kale ve çevresindeki harabelik şehre MAGARSUS ismi verilmiş, günümüze kadar da  bu isimle tanıtımlar yapılmıştır. Son yıllarda MAGARSUS Antik KENT TİYATRO kazıları devam eder ve bu tarihi şehrin gerçekleri gün ışığına çıkarılırken kimliğine esas olan MAGARSUS isminin en kısa zamanda değiştirilmesi gerekmektedir. Bu konuda  KÜLTÜR BAKANLIĞI, ADANA VALİLİ, ARKELOJİ VE BİLİM DÜNYASININ  çalışmalar başlatarak gerçekleri bilim dünyası ile paylaşmaları gerekmektedir.   Cezmi YURTSEVER, Tarihçi ,22 Temmuz 2016,Cuma
.............................................................................................................................................................




                               Sayın Tarihçi Yılmaz Kurt'un çevirisinde  Vanir nehri çevirisi

                                                1572 tarihli Adana Sancak Defteri yayını. 

18 Temmuz 2016 Pazartesi

ÇUKUROVA'DA DEVLETE İSYAN VE 500 "DARBECİNİN" İDAMI



    

         
OSMANLI DÖNEMİNDE İSYANCILARIN ÖLDÜRÜLMESİ İLE İLGİLİ MİNYATÜR 

     -Anadolu tarihinde isyan ve ihtilallerin en çok görüldüğü yerlerin başında gelen Çukurova'da 1500 yılında ilginç bir isyan yaşandı.
     -Kars/Kadirli Sancak Beyi Cemşit, 16O7 yılında Adana'ya güvenlik görevi ile gelen Hüseyin Paşa'ya aniden saldırdı. Ve Hüseyin Paşa öldürüldü. 
    -Cemşit'e bağlı 3 bin asker Pozantı-Akköprü'de Osmanlı askerdmleri tarafından kuşatıldı. Ve yakalanan darbecilerden 500'ü idam edildi.  
     -Cemşit ve İsyanlar sonuçları ile ilgili bilgiler Çukurova kitabında yayınlandı. 
    

    1607 Yılı Geldiğinde

    Anadolu ve de Maraş, Adana, Çukurova'da Torosdağlarında, yakınlardaki Halep yöresinde Celali isyanları her yeri kasıp kavuruyordu. Cemşit, 1606 yılı içinde karsı Maraş (Kadirli) Sancak Beyi iken, kısa süre sonra Sis (Kozan) Sancak Beyi ve daha sonra da Tarsus Sancak beyi oldu. O'nun kısa sürede 3 yerde Sancak beyi olması önemli olayların da başlangıcıdır. Cemşit, 1607 yılında Adana'yı işgal etti. kendi başına buyruk olarak etrafa emirler vermeye başladı. Sadrazam Kuyucu Murat Paşa, Cemşit'i nasihat ile yola getirmek için onun yanına görüşmelerde bulunması için Hüseyin Paşa'yı gönderdi. Hüseyin Paşa, Adana'da ve Cemşit Bey ile konağında görüşürken, bir ikindi vakti aniden tüfenklerin patlaması, silahların konuşması sonucu öldürüldü. Cemşit'in askerleri Şekerpınarı'nda Akköprü'de  sayıları 5.000'i bulan Osmanlı askerleri ile savaşa tutuştu. Cemşit'in askerlerinin sayısı 3 bin civarında idi. Savaşı Cemşit kaybetti. Cemşit'in yakalanan askerlerinden 500'ü idam edildi. Cemşit Halep tarafında kaçtı.Oruç Ovası savaşında yenilerek öldürüldü(1). Cemşit İsyanı sonrasında Adana'da Ramazanoğulları soyundan gelen idarecilerin yönetimi sona erdi. Merkezden gönderiler Valiler Adanayı idare etmeye başladılar. Bir başka açıdan bakıldığında Cemşit İsyanı ile Yukarı Çukurova'da bulunan Kınık ve Karsı Maraş(Kadirli) şehirleri harabeye döndü. 
.............
Kaynak: Cezmi YURTSEVER, Çukurova Türkmenleri, 2015,s. 59



4 Temmuz 2016 Pazartesi

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

                                   
                                      Ülkemiz ve bütün dünya için Ramazan Bayramı kutlu olsun.
                                                                       Cezmi YURTSEVER, Tarihçi, 4 Temmuz 2016

30 Haziran 2016 Perşembe

SAYIN İRFAN CAN, KADİRLİ BELEDİYESİNİN KURULUŞ TARTIŞMASINDAKİ GÖRÜŞLERİDİR

                                Sayın İrfan CAN, Kadirli Belediyesi'nin 1872 tarihinde kurulmuş olduğu ile ilgili görüşlerin hatalı olduğu tartışmalarına katıldı. Ve kendi görüşlerini açıkladı. Sayın CAN, Kadirli Belediyesi'nin kuruluş tarihinin "muhtemelen" 1872 yılında kurulmuş olabileceğini açıklıyor!...

1 Haziran 2016 Çarşamba

OSMAN BEY TÜRBESİNİN YANINDAKİ "İNTİKAM" ANITI

-Bursa’da Osman Gazi Türbesinin yanı başında 11 Eylül 1922 tarihli kitabesi bulunan bir anıt kondu.
-Anıt üzerindeki Türk ve islam dünyasının ortak işareti olan hilal içine  içine “ok” yerleştirildi.
- Anıt kitabesine Bursa’yı Yunanlılar işgal etmemiş, katliam yapmamış gibi “Osmanlı’dan kurtuluş” sözleri yazıldı.
-İntikam anıtı ile ilgili eleştiri yazılarından sonra sayın Abdullah GÜL'ün müdahalesi sonucu adı geçen anıt yıktırıldı. 
                                                          Türbenin yanındaki anıt 
                                  Yunan işgal yıllarında düşman çizmeleri altında Osman Bey türbesi 

 Bursa, Osmanlı’nın kuruluş dönemindeki tarihi başkenti. Yeşil Bursa’nın da en önemli eserleri arasında hiç şüphesiz Osman Gazi türbesini de saymak mümkün. Osman Gazi, Bursa’nın kuşatılması ve fethi esnasında son nefesini vermişti. O’nun naşı Bursa’da kendi adına yaptırılan türbeye konmuştu. Osman Bey, kendisinden sonra 6 yüzyıl kadar sürecek olan Devlete de isim veren Türkmen beyi idi. O’nun temellerin attığı Osmanlı Devleti kısa sürede Balkanlar ve Anadolu’da büyümüş, torunlarının gayretleri ile üç kıtaya da yayılmıştı.
Osman Bey, kendi devletini ve torunlarını  kökleri derinlerde olan ulu bir çınara benzetmişti. Ve öldüğünde de onun adına yaptırılan türbe Bursa için de oldukça önemli idi.
  …
    Aradan geçen yüzyıllar içinde 1919 yılında Bursa Yunan ordusunun işgaline uğradı. Ve o günlerde Yunan Ordusunun Başkumandanı ve de Hükümetin Başbakanı Venizelos, tarihlerde Küçük Asya  Macerası olarak da bilinen Batı Anadolu’nun işgalini yönetmişti. Yunan ordusunun işgaline uğrayan şehir ve köylerde yaşanan zulüm ve faciaları saymakla bitmez.
 Venizelos’un oğlu ve Yunan ordusu subayı olan Sofokles, bir gün Bursa’daki Osman Gazi türbesine gelerek ayakta ve bir eliyle de türbeyi göstererek içindeki kin ve nefret duygularını yansıtan fotoğraf çektirmiş ve savaş hatırası olarak de kendi ülkesine göndermişti.
…
ANIT ÜZERİNDEKİ YAZILAR

    Aradan geçen zaman içinde Sakarya’da Yunan ordusunun ilerleyişi durduruldu. Bursa 1922 yılında Türk ordusu tarafından kurtarıldı.
    Ve gizli eller Bursa’daki Osman Gazi türbesinin yanı başına kendi akıllarınca Türkiye Cumhuriyetini yüceltmek adına bir anıt diktiler.  Mermer kaide üzerine yerleştirilen anıtın üzerinde hilal şekillerinin içinde bir ok ve tepesinde de bir top mermisi görülüyor. Ve anıt gövdesinde de şu yazılara yer veriliyor:
“Burada yatan askerlerin şehid düştükleri muharebe öyle mu'azzam bir zaferle nihayet bulmuştur ki, neticesinde Bursa ikinci def'a fethedilmiş ve kadim Osmanlı hükümeti nihayet bularak yerine Hükümet-i Cumhuriyemiz te'essüs etmiştir. Bu şehidler bu eserlerin abide-i mefharetidir. Mukaddes ruhlarına Fatiha. 19 Muharrem 1341- 11 Eylül1338”…
    Anıtta yazılı olan bu sözlerin sade Türkçe ile karşılığı ise şöyledir:
“Burada yatan askerlerin şehit düştükleri savaş öyle büyük bir zaferle sonuçlanmıştır ki, sonucunda Bursa ikinci defa fethedilmiş (ele geçirilmiş) ve çok uzun ömür süren/yaşayan Osmanlı Hükümeti son bularak yerine Cumhuriyet Hükümetimiz kurulmuştur. Bu şehitler iftiharla dikilen bu anıtın öğünç eseridir. (Hicri)19 Muharrem 1341- (Rumi) 11 Eylül 1338- Miladi 11 Eylül 1922.
    Bu anıtı Bursa şehir merkezine dikilmesini sağlayanlar sanki Bursa’ yı işgal eden yakan yıkan katliamlar yapan askerleri öldüren  Yunan askerleri değil de  tehlikenin kaynağı Osmanlı görülmüştür.
   Hilal içine ok şekli neden yerleştirilmiştir? Hilal, Türk bayrağında da bulunan İslami bir sembol değil midir. Osmanlı’nın yükseliş döneminde üç hilalli bayrak vardı. 19. yüzyıl başlarında hilal ve ön kısmında sekiz parçalı yıldız şekli oldu. Tanzimatın ilanından sonra da 1840’lı yıllarda  alınan karar gereği Osmanlı bayrağı hilal beş parçalı yıldız ve al renk kumaş olarak belirlenmişti. Anlamı ise: Hilal, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye olan hicretini (göçünü) anlatıyordu. Yıldızın beş parçalı olması da İslamın 5 şartının karşılığı olarak düşünülmüştü. Bayrak’taki al renk ise vatan müdafaasına katılan şehitlerin kanı gibi düşünülmüştü.
    Osmanlı’nın hatırası olan ay yıldızlı bayrak Türk kurtuluş savaşının da değişmez kutsal milli simgesi idi. Aynı zamanda Türkiye Devletinin de benimsediği bayrağın kaynağı idi.
    Bursa’da Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi’nin türbesinin dibinde “Osmanlı’dan intikam alma amaçlı anıt dikenler, hilalin ortasına ok yerleştirmişlerdi. Hilal’i ok ile vurarak onun tehlikesini ortadan kaldırıyorlardı!  Anıt üzerine yazılan yazının son satırındaki tarih bölümünde 11 Eylül 1338 tarihinin karşılığı da miladi olarak 11 Eylül 1922’ye denk geliyordu. Bu tarihte henüz Cumhuriyet rejimi ilan edilmemişti.  Bu anıtı Osman Gazi’nin anıtının dibine dikenler “Cumhuriyetçi görünerek” Osmanlı’dan intikam almak isteyenlerdi. Cumhuriyetçi olmak halkın inandığı dini, tarihi kültürel değerleri yok sayarak baskı altına almak mıydı! Birileri Cumhuriyetçilik oynayarak veya gizli bir düşüncenin temsilciliğini mi yapıyordu?
………………………………………………………

YAHUDİ ASILLI "BARZANİ" AŞİRETİ TARİH SAHNESİNDE

1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasından sonra izleyen yılarda ABD ve İsrail, Irak’taki Barzanilerin liderliğinde süren Kürt siyasi harekatına destek verdiler.
-Molla Mustafa Barzani’nin 1957 yılında İsrail’i ziyareti ve yapılan gizli anlaşmalarla İsrail’in Irak’taki çıkarları uzun vadeli olarak desteklenmiştir.
-İsrail, 2009 yılından itibaren Türkiye ile gerginleşen siyasi ilişkilerinden dolayı PKK eylemlerine arka planda destek vermektedir.
-PKK’ya karşı kendi topraklarını koruyamayan Türkiye topraklarında “İSRAİL DEVLETİ” kurulmuş olacaktır.
-İsrail Savunma Bakanı Şaul MOFAZ, 2009 yılında Irak’ı ziyaret ederek kendi ataları ve akrabaları ile tanışmıştır.
-Tarihi belgeler,Barzani ailesinin kökenlerinin kripto Yahudi (gizli Yahudi) olduğunu göstermektedir.
                                         Yahudi asıllı Barzaniler mezarlığı, Kudüs 
                                 İsrailli ajanlar,Barzaniler arasında, 60'lı yıllar 

Tarih sahnesindeki aktörlerin hareketlerini belirleyen en önemli güç kaynağı  yaşanmış tarihin hafızası olan belgelerdir. Bu  sözlerden sonra hemen şu bilgileri verelim:
    -İsrail Devleti 1948 yılında kuruldu. Ve kısa sürede Irak’ta yaşayan Yahudi asıllı aileler İsrail’e göç ederek yerleşti. Günümüzde İsrail’de yaşayan Kürdistan Yahudilerinin sayısı 250.000 civarındadır.
    -İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz, 2009 yılında Irak’ı ziyaret ederek kendi atalarının yaşadığı topraklarda akrabalarını ziyaret ederek hasret gidermiştir.
    -İsrail’in kahramanlar tarihinde en önemli isimlerinden birisi de Irak Yahudilerinden olan Moshe Barzanidir.1928-1947 yıları arasında yaşayan Moshe Barzani, Irak’da faaliyet gösteren Yahudi silahlı “Lehi” örgütünün üyesi idi. İngiliz sömürge yönetimi tarafından yaptığı sabotajlar ve öldürmelerden dolayı idama mahkum edildi ve infaz gerçekleştirildi. Moşhe Barzani’nin mezarı günümüzde Kudüs’teki Zeytindağındadır.
    İsrail. 1950’li yılardan başlayarak sonraki yılarda Molla Mustafa Barzani’nin liderliğinde devam eden Irak yönetimine karşı isyan ve savaş harekatını daime desteklemiştir.
Molla Mustafa Barzani,1967 yılında İsrail’e bir gezi yaptı. Ve İsrail Savunma Bakanı Moşhe Dayan ile görüştü. Barzani, bu ziyaretinin anısına “Kürt hançeri” hediye etti. Ve Kerkük’teki petrol rafinerilerinin bulunduğu bölgenin ayrıntılı haritasını verdi. Ve1967 yılında İsrail destekli bir operasyon sonucu Kerkük rafinerisi bombalanarak çalışmaları durduruluyor.
    Molla Mustafa Barzani ile Moşhe Dayan’ın bu gezi anısına çekilmiş fotoğrafları bulunmaktadır.
    Molla Mustafa Barzani’de sonra oğlu Mesut Barzani’de siyasi mücadelesini sürdürürken ABD ve İsrail’in doğrudan desteğini almıştır.  Saddam yönetiminin Küveyt’e müdahalesi ve arkasından Irak’ın kuzeylinde ABD korumasında bir Kürt otonom bölgesinin ortaya çıkarılması ve en sonunda da ABD’nin Irak’a müdahalesi ve Saddam rejiminin devrilmesi ile birlikte “IRAK KÜRDİSTANI” yönetiminin kurulması birbirini izlemiştir.
    Özetle söylemek gerekirse 2009 yılında İsrail’in Gazze’ye saldırısı ve sonrasında Tayip Erdoğan’ın “one minute” çıkışı ile devam eden ve İsrail ile  çatışmaya dönüşen gelişmelerle birlikte PKK terörü artarak Türkiye’nin gündeminin en önemli sorunu haline getirilmiştir.
    Her geçen gün mevzi kaybeden Türkiye, “İç savaş” ve bölünme tehlikesi ile karşı karşıyadır.  İsrail, Türkiye’nin yumuşak karnı olan “Kürt sorununu” dolaylı yolardan destekleyerek Türkiye’yi kaos ortamına sürükleyen bir çalışmanın da içindedir. Irak’ın kuzeyini ve Türkiye’nin Güneydoğusunu içine alan Kürt yönetimlerinin güçlendirilmesinin kısa açıklaması: “ Türkiye topraklarında ve Irak’ın kuzeyinde yeni ve büyük İsrail’in kurulması” anlamına gelir…Bu düşünceler Tevrat’ta açıklanan Fırat ile Nil arasındaki toprakların Yahudi anavatanı sayılması düşüncesinin de canlandırılmasıdır.